Kek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek Tarifleri SANA SONSUZ SALAT - U SELAM, EY ALEMLERİN EFENDİSİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM
   
  ARVASILER VE EHL-I BEYT
  HUZUR PINARI
 
        Türkçe   English  
 

 



  HUZUR PINARI  
  KURULUŞ:

1 Muharrem 1424
4 Mart 2003


Diş Hekimi

Ali Zeki OSMANAĞAOĞLU

Yavuz Selim Cad. No:30
Fatih / İSTANBUL

(0212) 521 34 57


 
     






           ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...”

                  ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...”
19 Ekim 2008 
20 Şevvâl 1429 



 

     
 
BEREKETLİ RÜYA
Sadreddîn-i Konevî hazretleri "rahmetullahi aleyh" bir gün, Allahü teâlâya yalvarıp; “Yâ Rabbî! Sana lâyıkı ile ibâdet, kulluk yapamadım ve seni hakkıyla tanıyamadım. Senin lutf ve ihsânına güveniyorum. Cennet'teki makâmımı görmek arzu ediyorum.” dedi. O gece bir rüyâ gördü. Rüyâsında kıyâmet kopmuş ve insanlar kabirlerinden kalkıyordu. Bu durumu kendisi şöyle anlatır:

“Beni de Rabbimin huzûruna götürdüler. Allahü teâlâ meleklere emredip; “Alın Cennet'e götürün.” buyurdu. Beni alıp Cennet'e götürdüler. Orada türlü türlü köşkler ve bahçeler vardı. Onları seyrettim. Bir bahçe vardı ki, onun meyvesi miskti. O esnâda bir elma mikdârı misk almak istedim ve aldım. İşte o esnâda rüyâdan uyandım. Uyandığımda sağ elimde bir avuç misk duruyordu. O miskin kokusu da her tarafı kaplamıştı. Bu miskin kokusu hocam Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin "rahmetullahi aleyh" bana hediye ettiği hırka-i şerîfe sirâyet etti.” buyurdu. Sadreddîn-i Konevî hazretleri vefât ettiklerinde kefenine bu miskten konulmuştur. (Huzur Pınarı Mail Grubu)

    
 
     


     
 
İnsanın başına felaketler eline aldığını bırakamayışından gelir
Ayet-i kerimede mealen buyuruluyorki; Kim Allah içinse Allahda onun içindir. Allahü tealanın rızasını düşünerek haraket edenleri, insanlar neder diyerek Allahü tealanın rızasından vazgeçmeyenleri, insanların kızacakları işlerde Allahü tealanın rızasına uyanları Allahü teala himayesine alır. İnsanların rızasını gözetip, Rabbimizin rızasına uymayanların, Allahü tealanın gadab edeceği işlerde insanların rızasına uyanların işini insanlara bırakır.
Mahşer yerinde bir mü’minin hesabı görülür, günahları ağır gelip, cehenneme götürülürken, Allahü teala şu sevapları da ilave edin buyururmuş. Söylenilen sevaplar ilave edilince, sevap kefesi ağır gelir. Melekler derlermiş ki; ya Rabbi biz bunun defterinde böyle sevaplar göremedik, bu sevaplar nerden geldi, nedir diye sorarlarmış. Allahü teala da; Siz onları göremezsiniz çünki o sevapları işlemedi. Onun için defterine yazılmadı fakat ihlaslı bir şekilde o sevapları yapamaya niyet etti. Bazı sebeplerle yapamadı. Bu niyetinden dolayı o sevapları yapmış kabul ettim buyurur. (Dinimizde güzel niyete bile sevap vardır).
Birisi birgün gülistandan geçerken bakmışki, güllerin arasında dikenler, ayrık otları, yabancı otlar var. Düşünmüşki, bu güllerin arasında bu otların dikenlerin ne işi var, bunlar olmasaydı daha iyi olurdu, derken.. otlardan birisi seslenmiş, efendi efendi, biz halimizden memnunuz, sen bize karışma, bizim ne otu olduğumuz önemli değil, nerde ve nelerin arasında olduğumuz önemli, bizim kıymetimiz bu güllerin yanında olmakladır, hiç kimseye sen kimsin demezler sen kiminle idin derler diyor. Ahiretde bile nerde ve kimlerle beraber olmak istiyorsak, bunu dünyada karar verip tercihimizi yapmalıyız. Çünki burada kimlerle berabersek, kimleri seviyorsak ahiretdede onlarla beraber olacağımız kesindir. Bu bir tercih meselesidir…
Birisi çeşmede yüzünü yıkarken, su ile birlikte biraz çamur gelmiş, bakmışki bu çamur çok güzel kokuyor. Çamura sormuş sendeki bu koku nedir diye.. çamur demişki; ben bir gül ağacının yanında kaldım, gülün yaprakları benim üzerime düştükce, o yapraklarla bir müddet hemhal oldum, onların kokusu banada bulaştı diyor. Demekki nerede ve kimlerle beraber isek muhakkak onlardan etkileniriz, onlardan bize bir koku geçer, o halde kim olduğumuz değil kiminle olduğumuz önemlidir.
Büyüklerden istifade etmenin iki şartı vardır; biri edep, diğeri teslimiyet. Teslimiyet öyle olmalıdırki, ölünün ölüyıkayıcıya teslim olduğu gibi olmalıdır. Ölü, yıkayıcıya itiraz etmez, kalkıp yürümez, kızmaz, konuşmaz,… yıkayıcı ne isterse ölü onu yapar. Ölü kefenle kalkıp yürüse, enyakınımız bile olsa korkulur. Demekki fazla haraket etmemek, fazla konuşmamak, kızmamak lazımdır.
Büyüklerden bir zata nasıl evliya oldun diye sormuşlar. Duvarcı ustasına baktım ibret aldım buyurmuş. Usta elini uzatıyor yardımcısı eline tuğla veriyor, usta o tuğlayı biryere koymadan başka tuğla vermiyorlar, usta tuğlayı elinden koyunca onun eline başka tuğla veriyorlar. Anladımki elimdekini vermeyince yenisi gelmez. Yenisinin gelmesi için elimdekini vermem lazım. Bende öyle yaptım, elime ne geçerse verdim, onun için elime her zaman yenileri fazlasıyla geldi diyor.
Sadi şirazi hazretleri hindistanda maymunları nasıl avladıklarını anlatırken buyuruyorki; maymunun elinin sığacağı bir kavanoza muz koyarlar, maymun muzu almak için eli açıkken kavanoza elini sokar, muzu eline alınca yumruk yapar. Elini kapatınca kavanozdan çıkaramaz, muzu bırakmamak için elinide açmaz ve yakalanır diyor. Elini açan kurtulur, elini açmayan, elindekini bırakmayan kurtulamaz. İnsanın başına felaketler eline aldığını bırakamayışından gelir. Eline aldığını bırakabilen seadete kavuşur, bırakamayan felakete gider. Hiç kimse verdiğinden sıkıntı çekmez, ama aldığından sıkıntı çeker. Cömert olan, vermesini bilen, elini açan her zaman rahat eder. Eli sıkı olan, eli kapalı olan veremeyen her zaman sıkıntı çeker..
Seadete kavuşabilmek için, büyüklerimizin ahlakı ile ahlaklanıp, Onların yaptığı gibi elimizdekini vermeyi sevebilmemiz temennisiyle inşallah.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, Cuma gününü tebrik ederiz, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

Ali Zeki Osmanağaoğlu

Hayâlin önümde, parlak ay gibi, zulmeti gideren mehtâba benzer,
bu âlem görünür bir serây gibi, ışık olmayınca, zindâna benzer!

Bu sesler yabancı, özler yabancı, bakışlar yabancı, gözler yabancı;
dudaklar gülse de, ma’nâ yabancı, gördüğüm rü’yâlar, bir zanna benzer!

Güllerin başkadır, ateşin başka, aşkınla tutuşan, bülbülün başka;
şu elin güzeli değmiyor aşka, bir güzel görmedim, cânâna benzer!

Bakdıkca yakından güneş yüzüne, dahâ çok inandım tatlı sözüne,
şifâsın, rûhumun üzüntüsüne, sohbetin her derde dermâna benzer!

Ayrılık yakıyor gece ve gündüz, geceden karanlık oluyor gündüz,
bu yıl da gurbetde geçen ömrümüz, cefâsı bitmiyen, devrâna benzer!

(Huzur Pınarı Mail Grubu)

    
 
     

     
 
Büyük alametler
Kıyamet kopmasının büyük alametleri,
On olup, aşağıda beyan oldu her biri.

Birisi (Deccal)dir ki, çıkar ahir zamanda.
Şaşı, kör ve kâzip’tir, kırk gün kalır dünyada.

Adem safiyyullah’tan, ta kıyamete kadar,
Gelmemiştir dünyaya, böyle hain, sahtekâr.

Alır hükmü altına hatta bazı diyarı.
(Ben ilahım) diyerek, aldatır insanları.

İsa aleyhisselam, bu dünyaya inince,
Mehdi ile birleşip, öldürür onu önce.

İkinci, (Mehdi)dir ki, Resul’ün soyundandır.
Kendi adı Muhammed, babası Abdullah’tır.

Mutlak müctehid olup, çok yüksek velidir hem.
İdaresi altına girer hep bütün âlem.

Zamanın halifesi ve devlet reisidir.
Allah, onu dünyaya kurtarıcı gönderir.

Üçüncü alamet de, (İsa aleyhisselam).
Gökten yere inerek, kırkbeş sene yaşar tam.

Evlenir, oğlu olur ve vefat eder yine.
O da, Resulullahın defn olunur kabrine.

Dördüncü alamet de, (Ye’cüc ile Me’cüc)tür.
Kulakları çok büyük, gözleri küçücüktür.

Yüzleri yassı olup, hem kısadır boyları.
Hepsi bin çocukludur, pek çoktur sayıları.

Ardında kaldıkları seddi her gün oyarlar.
Lakin eski halini alır o gece tekrar.

Çıkar ve saldırırlar bu sedden insanlara.
Halk, kaçıp saklanırlar şehir ve binalara.

Yiyerek bitirirler bilcümle hayvanları.
Ve içip kuruturlar nehir ve ırmakları.

İsa aleyhisselam, eder dua ve niyaz.
Hepsi bir anda ölüp, insanlar olur halas.

Beşincisi, (batıdan doğmasıdır güneşin).
Bunu görüp, imana gelir bütün ins ve cin.

İnanır hatta o gün kâfirlerin cümlesi.
Lakin o inanmanın, olmaz bir faidesi.

Altıncı, (Dabbet-ül erd) denen büyük hayvandır.
Her hayvandan bir renk ve benzerlik onda vardır.

Mekke'de, Safa dağı altından çıkar hem de.
Onunla bir olamaz kimse güç ve kuvvette.

Yedinci, (Duhan)dır ki, bir dumandır büyükçe.
Gök yüzünden yayılıp, kalır kırk gün, kırk gece.

Öyle müthiş sarar ki kâfirleri o duman,
Çıkar hep burun, kulak, hem de arkalarından.

Sekizinci alamet, (Harab olur Medine.
Habeş renkli kimseler Kâbe'yi yıkar yine.)

Dokuzuncu, (Şarkta ve garb ve Arabistan’da,
Üç yer, harab olur ve yıkılır o zamanda.)

Onuncusu şudur ki, (Ateş çıkar Aden’den).
İnsanlar, güruh güruh kaçarlar ondan hemen.

Lakin o, kaçanları kuşatır çepe çevre.
Ve bütün insanları, cem’eder tek bir yere.

Büyük alametlerin sonudur bu alamet.
Sur üfürülmesiyle, kopar birden kıyamet.

(Huzur Pınarı Mail Grubu)

    
 
     

     
 
MENÂKIB-I ÇİHÂR YÂR-I GÜZÎN
(Dört Halîfenin Üstünlükleri)
Dört halîfenin ve Eshâbın bütününün büyüklüklerini, kıymetlerini çok uzun ve çok güzel anlatan bu kitâb, türkçe olup, ilk defa 1325 senesinde basılmıştır. Kitabevimiz yeniden 1998'de bastırmıştır. Bu kitâbı Seyyid Eyyûb hazretleri yazmıştır.

1. bâb’ta, birinci halîfe emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîkın “radıyallahü teâlâ anh” 66 menkıbesi vardır.

2. bâb’ta, ikinci halîfe emîr-ül mü’minîn Ömer-ül Fârûkun “radıyallahü teâlâ anh” 81 menkıbesi vardır.

3. bâb’ta, Ebû Bekr-i Sıddîk ve Ömer-ül Fârûkun “radıyallahü teâlâ anhümâ” 23 menkıbesi vardır.

4. bâb’ta, üçüncü halîfe emîr-ül mü’minîn Osmân-ı Zinnûreyn “radıyallahü teâlâ anh” 55 menbesi vardır.

5. bâb’ta, Ebû Bekr, Ömer ve Osmân’ın “radıyallahü anhüm” 19 menıbesi vardır.

6. bâb’ta, dördüncü halîfe emîr-ül mü’minîn Esâdüllahi Gâlib Alî ibni Ebî Tâlibin “radıyallahü teâlâ anh” 101 menkıbesi vardır.

7. bâb’ta, Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Alînin “radıyallahü teâlâ anhüm” 46 menkıbesi vardır.

8. bâb’ta, Ebû Bekr-i Sıddîk ile Alî bin Ebî Tâlibin “radıyallahü anhümâ” münâzarası anlatılmaktadır.

9. bâb’ta, Âşere-i Mübeşşerenin menâkıbı. Bu bâbda 13 madde vardır.

10. bâb’ta, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” Ehl-i Beytinin 17 menkıbesi vardır.

11. bâb’ta, Eshâb-ı kirâmın “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” 8 menkıbesi vardır.

12. bâb’ta, 36 madde halinde bu ümmetin üstünlükleri anlatılmaktadır.

      
 
     

     
 
MEVLÂNÂ HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ
"KUDDİSE SİRRUH"
On sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyılın başında Irak ve Şam'da yetişmiş büyük velîlerdendir. İnsanlara hak yolu göstererek hakîki saâdete, kurtuluşa kavuşturan ve Silsile-i aliyye adı verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmi dokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. Ömrünü İslâmiyeti öğrenmek ve öğretmekle geçiren Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri pekçok talebe yetiştirip, İslâm memleketlerine gönderdi. Bu zâtlar, İslâm memleketlerine gidip İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattılar. İnsanlar bu zâtların vesîle olmasıyla dünyâ ve âhiret saâdetine kavuştular. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, ayrıca çeşitli ilimlerde birçok eserler de neşretti.

 
     
 
  Bugün 316950 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=