Kek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek TarifleriKek Tarifleri SANA SONSUZ SALAT - U SELAM, EY ALEMLERİN EFENDİSİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM
   
  ARVASILER VE EHL-I BEYT
  40 Hadis 2
 

Hareketli Yanan Besmele
40 HADIS – I SERI


1. [(Marifetnâme)de yazılı hadîs-i şerîflerde buyuruyor ki, (Mes’ûd o kimsedir ki, dünyâ onu terk etmezden önce, o dünyâyı terk etmişdir), (Arzûsu âhıret olup, âhıret için çalışana, Allahü teâlâ dünyâyı hizmetci yapar), (Yalnız dünyâ için çalışana, yalnız kaderinde olan kadar gelir. İşleri karışık, üzüntüsü çok olur), (Âhıretin sonsuz olduğuna inanan kimsenin, bu dünyâya sarılması, çok şaşılacak şeydir), (Dünyâ sizin için yaratıldı. Siz de âhıret için yaratıldınız! Âhıretde ise, Cennetden ve Cehennem ateşinden başka yer yokdur), (Paraya, yiyeceğe tapınan kimse helâk olsun!), (Sizlerin fakîr olacağınızı düşünmiyor, bunun için üzülmiyorum. Sizden önce gelmiş olanlara olduğu gibi, dünyânın elinize bol bol geçerek, Allahü teâlâya âsî ve birbirinize düşman olmanızdan korkuyorum), (Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından dahâ çokdur), (Dünyâyı terk eyle ki, Allahü teâlâ seni sevsin. İnsanların malına göz dikme ki, herkes seni sevsin!), (Dünyâ, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprüyü tamîr etmekle uğraşmayın. Hemen geçip gidin!), (Dünyâya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!).

 

2. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri kuddise sirruh buyurdularki, (Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem, (Hesâba çekilmeden evvel, hesâbınızı görünüz) emrleri ile, bazı meşâyıh, hergün ve her gece yapdıkları işlerden kendilerini hesâba çekiyor. Ben, hesâbda onları geçdim ve işlediklerimle berâber, düşündüklerimde de, hesâbımı görüyorum).

 

3. Abdüllah ibni Mesûd radıyallahü anhümâ, buyuruyor ki, birgün Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem bize bir doğru çizgi çizdi ve (Bu, insanı Allahü teâlânın rızâsına kavuşduran doğru yoldur) buyurdu. Sonra, bu hattın iki tarafına, balık kılçığı gibi, eğik çizgiler çizip, (Bunlar da, şeytânların sapdırdığı yollardır) buyurdu. O hâlde, bir kimse, Peygamberlere tâbi olmadan, doğru yolda yürümek isterse, muhakkak iğri yola sapar. Eğer eline bir şeyler geçerse, istidrâcdır. Yanî, sonu zarar ve ziyândır. Ubeydüllah-i Ahrâr kuddise sirruh buyurdu ki, (Kalbe gelen bütün keşfleri, hâlleri bize verseler, fekat kalbimizi Ehl-i sünnet itikâdı ile süslemeseler, kendimi mahv olmuş ve hâlimi harâb bilirim. Bütün harâblıkları, felâketleri üzerime yığsalar, lâkin kalbimi Ehl-i sünnet vel-cemâat itikâdı ile şereflendirseler, hiç üzülmem). Evliyâya hâsıl olan hâller, keşfler, eğer Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem tâbi olmakla berâber ise, nûr üstüne nûr olur ve islâmiyyetin incelikleri, esrârı hâsıl olmağa başlar. Sahâbe-i kirâmın hepsi radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn ve Selef-i sâlihîn ve Meşâyıh-ı müstakîm-ül ahvâl, böyle idi.

 

4. [(Tergîb-üs-salât)da diyor ki, Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir nemâzı özrsüz, vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacakdır. Bir hukbe seksen senedir. Her senesi üçyüzaltmış gündür. Her günü, seksen dünyâ senesidir). Kazâya kalan nemâzı kılacak kadar vaktlerin herbiri geçdikçe, bu bir nemâzın günâhı katkat artar. Yâ birkaç nemâz olursa, çok çetin olur. Her ne behâsına olursa olsun, bir ân önce, kazâ etmek ve afvı için tevbe etmek, çok yalvarmak lâzımdır. Nemâz kılmıyanın, Allahü teâlânın büyüklüğü karşısında titremesi, erimesi lâzımdır.

 

5. Hiç kimse tevbeden kurtulamaz. Nasıl kurtulur ki, Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât hepsi tevbe ederdi. Peygamberlerin sonuncusu ve en yükseği olan Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalevât buyuruyor ki, (Kalbimde [envâr-ı ilâhiyyenin gelmesine engel olan] perde hâsıl oluyor. Bunun için hergün, yetmiş kerre istigfâr ediyorum). Yapılan günâhda, kul hakkı bulunmayıp, zinâ yapmak, alkollü içki içmek, çalgı dinlemek, yabancı kadınlara bakmak, Kurân-ı kerîmi abdestsiz tutmak ve [şîî, nusayrî, vehhâbî ve başka] yanlış inanışlara saplanmak gibi, yalnız Allahü teâlâ ile kendi arasında olursa, böyle günâhlara tevbe etmek, pişmân olmakla, istigfâr okumakla, Allahü teâlâdan utanıp, sıkılıp, Ondan afv dilemekle olur. Farzlardan birini özrsüz terk etdi ise, tevbe için, bunlarla birlikde, o farzı da yapmak lâzımdır.

 

6. Hazreti Alî radıyallahü anh buyuruyor ki, Ebû Bekr radıyallahü anh doğru sözlüdür. Ondan işitdim ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem (Günâh işliyen biri, pişmân olur, abdest alıp nemâz kılar ve günâhı için istigfâr ederse, Allahü teâlâ, o günâhı elbette afv eder. Çünki, Allahü teâlâ, Nisâ sûresi yüzdokuzuncu âyetinde: Biri günâh işler veyâ kendine zulm eder, sonra pişmân olup, Allahü teâlâya istigfâr ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve afv ve magfiret edici bulur, buyurmakdadır) dedi. Bir hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, bir günâh işler, sonra pişmân olursa, bu pişmânlığı, günâhına keffâret olur. Yanî, afvına sebeb olur) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Günâhı olan kimse, istigfâr eder ve tevbe eder, sonra bu günâhı tekrâr yapar, sonra yine istigfâr söyler, tevbe eder. Üçüncüye yine yapar ve yine tevbe ederse, dördüncü olarak yapınca, büyük günâh yazılır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Helekel  Müsevvifun - Müsevvifler helâk oldu) buyurdu. Yanî, ileride tevbe ederim diyenler, tevbeyi gecikdirenler ziyân etdi.

 

7. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem vefâtına yakın, buyurdu ki, (Bana malını, cânını, Ebû Bekr kadar çok fedâ eden, başkası yokdur. Eğer, dost edinseydim, elbette Ebû Bekri dost edinirdim). Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Allahü teâlâ, beni size Peygamber gönderdi. İnanmadınız. Ebû Bekr inandı. Bana malı ile, cânı ile yardım etdi. Onu hiç incitmeyin ve Ona hurmet ve tazîm edin!). Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki: (Benden sonra Peygamber gelmiyecekdir. Eğer gelseydi, elbette Ömer Peygamber olurdu). Emîr [Alî] radıyallahü anh buyurdu ki, (Ebû Bekr ile Ömerden, her biri, bu ümmetin en yükseğidir. Beni onlardan üstün tutan, iftirâcıdır. İftirâ edenler dövüldüğü gibi, onu döverim).

 

8. Bir hadîs-i şerîfde, (Onları – eshabımı- seven, beni sevdiği için sever) buyurmuşdur. Onları sevmemekden, herhangi birine düşmanlık etmekden çok sakınmalıdır. Çünki, onlara düşmanlık, Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem düşmanlık olur. Hadîs-i şerîfde, (Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder) buyurmuşdur. O büyükleri tazîm etmek, hurmet etmek, insanların en iyisini tazîm etmek, hurmet etmekdir. Onlara hurmetsizlik, tahkîr etmek, Onu tahkîr olur. İnsanların en iyisinin aleyhissalâtü vesselâm sohbetini, sözlerini tazîm etmek, kıymet vermek için Eshâb-ı kirâmın hepsine tazîm etmek, kıymet vermek lâzımdır. Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr-i Şiblî kuddise sirruh buyuruyor ki, (Eshâb-ı kirâma radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn tazîm etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem îmân etmemiş olur).

 

9. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (İslâmın binâsı beş direk üzerine kurulmuşdur. Birincisi Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh, demek ve bunun manâsına inanmakdır). Bu şehâdet kelimesinin manâsı, (Görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Allahü teâlâdan başka, varlığı lâzım olan, ibâdet ve itâat olunmağa hakkı olan, hiç ilâh, hiçbir kimse yokdur. Görmüş gibi bilir, inanırım ki, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Allahü teâlânın hem kulu, hem Peygamberidir. Onun gönderilmesi ile, Ondan önceki Peygamberlerin dinleri temâm olmuş, hükmleri kalmamışdır. Seâdet-i ebediyyeye kavuşmak için, ancak Ona uymak lâzımdır. Onun her sözü, Allahü teâlâ tarafından kendisine bildirilmişdir. Hepsi doğrudur. Yanlışlık ihtimâli yokdur) demekdir. [Müslimân olmak istiyen bir kimse, önce bu kelime-i şehâdeti ve manâsını söyler. Sonra guslü, nemâzı ve lâzım oldukca, farzları, harâmları öğrenir.]

 

10. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, sahîfesinde çok istigfâr bulunanlara, müjdeler olsun!).

11. Her farz nemâzı kılınca, Âyet-el Kürsî okumağa çalışmalıdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Farz nemâzlarından sonra Âyet-el kürsî okuyan kimse ile Cennet arasında, ölümden başka mâni yokdur).

 

11. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Oruc, mümini Cehennemden koruyan bir kalkandır).

 

12. Hadîs-i şerîfde, (Kabûl olan bir hac, geçmiş günâhları yok eder) buyuruldu.

 

13. [Muhammed Masûm Serhendî rahmetullahi aleyh, ikinci cildin yüzkırkıncı mektûbunda diyor ki, (Hadîs-i kudsîde (Bir Velî kuluma düşmanlık eden, benimle harb etmiş olur. Kulumu bana yaklaşdıran şeyler arasında, en sevdiğim, ona farz etdiğim şeydir. Nâfile ibâdet [de] yaparak, bana yaklaşan kulumu çok severim. Çok sevdiğim kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. İstediğini elbette veririm. Bana sığındığı zemân, elbette korurum) buyuruldu. Bu hadîs-i kudsî,  Seadet-i Ebediye kitabının ikinci kısmın onyedinci maddesinin üçüncü sahîfesinde ve Nevevînin (Hadîs-i erbaîn) i, 38. ci hadîsinde ve(Hadîka)nın yüzseksenikinci ve (Kıyâmet ve âhıret) in yüzaltmışdördüncü ve (Fâideli Bilgiler)in altmışbirinci sahîfesinde îzâh edilmekdedir. Farzlarla hâsıl olan kurb, yanî Allahü teâlâya yaklaşmak, nâfilelerle hâsıl olandan, elbette dahâ çokdur. Fekat, ihlâs ile yapılan farzlar kurb hâsıl eder. İhlâs, ibâdetleri, Allahü teâlâ emr etdiği için yapmakdır. Ehl-i sünnet olan her müminde biraz ihlâs vardır. Takvâ ile ve ibâdet yapmakla, kendisine (Feyz) denilen kalb nûrları gelir. Bir Velînin kalbinden saçılan bu feyzlerden alırsa, ihlâsı çabuk ve çok artar. (Takvâ), harâmlardan nefret etmek, harâm işlemeği hâtıra bile getirmemekdir.

 

14. (Künûz-üd-dekâık)deki hadîs-i şerîfde, (Herşeyin menbaı vardır. İhlâsın, takvânın menbaı, kaynağı, Âriflerin kalbleridir) buyuruldu. Velî olmak için, yanî Allahü teâlâya yakın olmak, yanî Onun sevgisine kavuşmak için, ihlâs ile ahkâm-ı islâmiyyeye uymak lâzımdır. Ahkâm-ı islâmiyyeye uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, sonra harâmlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlâs ile yapmakdır.]

 

(Ehl-i sünnet) itikâdı, nazm üzre ey civân,
oldu a
şağıda sana, açık dil ile beyân:

Doğru olan itikâdı, ister isen kardeşim,
gece gündüz, bu kitâbı oku hem de, pek candan!

Rûhuna rahmet eylesin, Hak, Ebû Hanîfenin,
Kur
ân yolunu gösterdi, bize o yüce Numân.

Dünyâya gönül bağlama, akar ömür su gibi,
İslâmiyyete uyan kimse, her dem olur şâdümân.

Önce ilmihâli öğren, çocuğuna da öğret.
din bilgisi ö
ğrenmezsen, olursun sonra pişmân!

şmanlarımız sinsice, nasıl saldırıyor bak,
sen de dîni yaymak için, çalı
ş gayb etme zemân!

Dinsizler hep yalanla, gençleri aldatıyor,
İslâmı yok edecekler, artık gafletden uyan!

Müslimânlar da şaşırmış, tuzağa düşş çoğu,
(Ehl-i kıble) sözde hepsi, ayrılmı
şlar hak yoldan,

İlm-i hâli öğrenmiyen, kendini koruyamaz.
Kâfir veyâ sapık olur, (Ehl-i sünnet) olmıyan!

Doğru olan bilgileri, yayanlara yardım et!
cihâd sevâbını kazan, olsun bunda mal revân.

Resûlullah hiç durdu mu. Eshâbı uyudu mu?
dîni yaymak için hepsi, olmu
şdu bir kahramân!

Çalış boş durma sen dahî, din düşmanı pek kavî,
içden dı
şdan ezecekler, gidecek, dinle îmân.

Eshâba çirkin söyleme, hepsinin kadrini bil,
birbirini severlerdi, buna
şâhiddir Kurân!

En üstün Ebû Bekrdir, Ömer, Osmân, Alî hem,
Mu
âviyeyi de çok sev, Odur Kurânı yazan!

Rabbimiz cism değildir, zemânı, mekânı yok,
maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân!

Mahlûka muhtâc değildir, ortağı, benzeri yok,
her
şeyi Odur yaratan, hem de varlıkda tutan.

İyi, kötü, îmân, küfr, madde, kuvvet, enerji,
hepsini O var ediyor, yaratamaz hiç insan!

herkese akl, irâde verdi, hem yol gösterdi,
kim iyilik diler ise, yaratır hemen Rahmân.

Önce, itikâdı düzelt, emri, yasağı gözet,
seâdete kavu
şamaz, islâmiyyetden ayrılan!

Tâ önceden âdet oldu, kim ekerse o biçer,
pek aldandı, ziyân etdi, ekmeden bu
ğday uman!

Yetmişüç fırkadan ancak (Ehl-i sünnet) kurtulan,
Resûlullahın yolunu onlardır bize sunan!

 

15. [Hele dinsizlerin, müslimânlarla alay edenlerin çoğaldığı, müslimân evlâdlarını dinden çıkaran propagandaların yayıldığı zemânda yapılan az bir ibâdete, doğru olmak şartı ile, katkat çok sevâb verilecekdir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ey Eshâbım! Siz öyle bir zemânda geldiniz ki, Allahü teâlânın emrlerinden onda dokuzunu yapıp, birini yapmazsanız, helâk olursunuz, Cehenneme gidersiniz! Bir zemân gelecek ki, o zemânın müminleri, emrlerin birini yapabilip, dokuzunu bıraksalar, Cehennemden kurtulurlar. O zemânda îmânı olanlara müjdeler olsun!)].

16. Allahü teâlânın Peygamberi sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Bir mümin nemâz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennetde olan hûruîn onu karşılar. Bu hâl, nemâz bitinceye kadar devâm eder).

17. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, iyilik edenlere, karşılığını elbette verecekdir) buyuruldu. Haşr sûresi, dokuzuncu âyet-i kerîmede, (Zekâtını veren, elbette kurtulacakdır) müjdelendi. Âl-i İmrân sûresinde, yüzsekseninci âyet-i kerîmede meâlen, (Allahü teâlânın ihsân etdiği malın zekâtını vermeyenler, iyi etdiklerini, zengin kalacaklarını sanıyor. Hâlbuki, kendilerine kötülük yapmış oluyorlar. O malları, Cehennemde azâb âleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp, başdan ayağa kadar onları sokacakdır) buyurulmuşdur. (Elbasît) ve (Vasît) tefsîrlerinde böyle yazılıdır. Kıyâmete ve Cehennem azâbına inanan zenginlerin, mallarının zekâtını, tarla mahsûllerinin, meyvelerin uşrunu vererek, bu azâblardan kurtulmaları lâzımdır. Hadîs-i şerîfde, (Zekât vererek, malınızı zarardan koruyunuz!) buyuruyor.

18.  (Sahîh-i Müslim)deki bir hadîs-i şerîfde, (Ey Âdem oğlu! Benim malım, benim malım dersin. O maldan senin olan, yiyerek yok etdiğin, giyerek eskitdiğin ve Allah için vererek, sonsuz yaşatdığındır) buyuruldu. Eğer malını seviyorsan, niçin düşmanlarına bırakıp da gidiyorsun. Sevdiğinden ayrılma, berâber götür! Hepsini veremezsen, bâri kendini de, bir vâris yerine koyup, hisseni âhıret yolunda gönder. Bunu da yapamazsan, bâri, zekâtını ver de, azâbdan kurtul! Nükte [güzel manâlı söz]: Hiratlı üstâd, Hâce Abdüllah-i Ensârî diyor ki: (Malı seviyorsan, yerine sarf et de, sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, yi de, yok olsun!).

 

19. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ramezân ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytânlar bağlanır). İmâm-ül-eimme, Muhammed bin İshak bin Huzeyme yazıyor ki, Selmân-ı Fârisî radıyallahü anh bildirdi ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Şabân ayının son günü hutbede buyurdu ki: (Ey Müslimânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece [Kadr gecesi], bin aydan dahâ fâidelidir. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruc tutulmasını emr etdi. Bu ayda, geceleri terâvîh nemâzı kılmak da sünnetdir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabr ayıdır. Sabr edenin gideceği yer Cennetdir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir orucluya iftâr verirse, günâhları afv olur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruclunun sevâbı kadar, ona sevâb verilir). Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir orucluya iftâr verecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûl aleyhisselâm buyurdu ki: (Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruc açdırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâb verilecekdir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmakdır.)

 

20. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Tüccârın, pazarcıların çoğu fâcirdir!) Sebebini sorduklarında, (Alış verişleri halâl olmaz. Çünki, çok yemîn ederek günâha girerler ve yalan söylerler) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, (Yalan yere yemîn ederek, birinin malını alan kimse, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı gadablı görecekdir). Bir hadîs-i şerîfde, (Îmân sâhibi, her kabâhati yapabilir. Fekat, hiyânet yapamaz ve yalan söyliyemez) ve bir hadîs-i şerîfde de, (Yalan üç yerde câiz olur: Harbde [ve her zemân, din düşmanlarının zararından korunmak veyâ müslimânları korumak için]. İkincisi, iki müslimânı barışdırmak için, birinden diğerine iyi lâf getirmek. Üçüncüsü, zevcelerini idâre etmek için) buyuruldu.

 

21. (Tarîkat-ı Muhammediyye)de diyor ki: (Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Yalan yere yemîn, büyük günâhdır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde de, (Yalan yemîn ederek bir müslimânın hakkını alan kimsenin gideceği yer, Cehennemdir) buyurdu. Doğru olarak çok yemîn etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemîne kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemîn etmek çok çirkindir. Şarkılarda, temsîllerde, eğlencelerde yemîn etmek böyledir.

 

22. (İbdâ) kitâbı, dörtyüzyedinci sahîfede diyor ki, (Hadîs-i şerîfde, (Babam hakkı için diyerek yemîn etmeyiniz! Yemîn, Allah ismi ile olur) buyuruldu. Ebû Dâvüddeki hadîs-i şerîfde, (Emânet, yanî nâmus için yemîn eden, bizden değildir) buyuruldu. (Allahdan başka bir ism ile yemîn eden kâfir olur) hadîs-i şerîfini Tirmizî rahmetullahi teâlâ aleyh bildiriyor. Babanın başı için, canın, başın için, Kâbe için, nâmus için, falan Velînin toprağı için gibi yemîn etmeler yaygın hâl almışdır).

 

23. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Nemâzı özrsüz kılmıyan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyâda, üçü ölüm zemânında, üçü kabrde, üçü kabrden kalkarkendir.

Dünyâda olan altı azâb:

1  Nemâz kılmıyanın ömründe bereket olmaz.

2  Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendinde kalmaz.

3  Hiçbir iyiliğine sevâb verilmez. [Bu hadîs-i şerîf gösteriyor ki, farzları vaktinde kılmıyanların sünnetleri kabûl olmaz. Yanî sünnetlerine sevâb verilmez.]

4  Düâları kabûl olmaz.

5  Onu kimse sevmez.

6  Müslimânların iyi düâlarının buna fâidesi olmaz.

Ölürken çekeceği azâblar:

1  Zelîl, kötü, çirkin can verir.

2  Aç olarak ölür.

3  Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

Kabrde çekeceği acılar:

1  Kabr onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.

2  Kabri ateşle doldurulur. Gece, gündüz onu yakar.

3  Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünyâ yılanlarına benzemez. Hergün, her nemâz vaktinde onu sokar. Bir ân bırakmaz.

Kıyâmetde çekeceği azâblar:

1  Cehenneme sürükliyen azâb melekleri yanından ayrılmaz.

2  Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.

3  Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır).

24. Sahîhayn ismi verilen, dîn-i islâmın iki temel kitâbında [(Buhârî) ve (Müslim)de], Câbir bin Abdüllahın radıyallahü anh bildirdiği bir hadîs-i şerîfde, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem: (Birinin evi önünde nehr olsa, hergün beş kerre bu nehrde yıkansa, üzerinde kir kalır mı?) diye sordu. Hayır, yâ Resûlallah! dedik. (İşte, beş vakt nemâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyurdu.

 

25.    Peygamberimiz sallallahüaleyhivesellem, (Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcib olur) buyurdu. Kabr-i şerîfini ziyâret etmek, tâatların büyüğü ve ibâdetlerin en kıymetlisidir. (Selâmün aleyküm) demek, (Ben müslimânım. Benden sana zarar gelmez. Selâmetdesin) demekdir. Hadîs-i şerîfde, (Tanıdığınız ve tanımadığınız müslimânlara selâm veriniz!) buyuruldu. Kâfirlere selâm verilmez. Onlar selâm verince, yalnız (Ve aleyküm) denir

 

26.    Abdüllah bin Selâm radıyallahü anh buyuruyor ki, Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Medîneye hicret buyurduğu zemân, mubârek ağzından ilk işitdiğim hadîs-i şerîf şu idi: (Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize yiyecek ikrâm ediniz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece, herkes uyurken nemâz kılınız! Bunları yaparak, selâmetle Cennete giriniz!).

 

 

27.    (Berîka) kitâbı, binüçyüzotuzdördüncü sahîfesinde diyor ki, (Selâm verirken ve selâm alırken eğilmek günâhdır. Hadîs-i şerîfde, (Karşılaşdığınız zemân, birbirinize eğilmeyiniz, kucaklaşmayınız!) buyuruldu. Allahü teâlâdan başkası için rükü ve secde yapmak harâmdır. İbni Nüceym Zeyneddîn Mısrî rahmetullahi teâlâ aleyh (Segâir ve Kebâir) kitâbında, el ile selâm vermek günâhdır diyor. İsmâîl Sivâsî, bunu açıklarken, (Çünki, el ile selâm vermek, kâfirlerin âdetidir) diyor.

 

28.    Hadîs-i şerîfde, (Müslimânın müslimân üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevâb vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevâb vermek) buyuruldu. Fekat, çağırılan yere gitmek için, şartlar vardır. (İhyâ) kitâbında diyor ki, (Yemek şübheli ise, sofrada ipek kumaş, altın, gümüş varsa, tavanda ve dıvarlarda canlı resmleri varsa, çalgı çalınıyorsa, oyun oynanıyorsa, böyle olan yere gidilmez. Zâlimin, bidat sâhibinin, fâsıkın ve kötü kimselerin ve öğünmek için çok para harcamış olanın davetine de gidilmez). (Şirat-ül-islâm) kitâbında diyor ki, (Riyâ, gösteriş için yapılan davete gidilmez).

 

29.    Birgün, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?) diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem de, herkesin düşüncesini, bir bakışda anlardı. Lüzûm görürse sorardı. Ona, hattâ herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Ömer de, (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem! Kızımı Ebû Bekre ve Osmâna radıyallahü anhüm teklîf etdim, almadılar) gibi cevâb verdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekrden ve Osmândan radıyallahü anhüm dahâ iyi birisine versem ister misin?). Ömer şaşırdı. Çünki, Ebû Bekrden ve Osmândan radıyallahü anhüm dahâ yüksek ve dahâ iyi kimse olmadığını biliyordu. (Evet, yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!) buyurdu. Bu sûretle, Hafsa radıyallahü anhâ, Ebû Bekrin ve Osmânın ve bütün müminlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân radıyallahü teâlâ anhüm, birbirlerine dahâ yakın ve dahâ sevgili oldular radıyallahü teâlâ anhüm.

 

30.    Ebû Hüreyre radıyallahü anh diyor ki, (Bir gazâda, kâfirlerin yok olması için düâ buyurmasını söyledik. (Ben, lanet etmek için, insanların azâb çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzûra kavuşması için gönderildim) buyurdu). Enbiyâ sûresinin yüzyedinci âyetinde meâlen, (Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruldu.

 

31.    Kurân-ı kerîmden sonra en kıymetli, en doğru kitâb olan (Buhârî-yi şerîf)deki bir hadîs-i şerîfde, Peygamberimiz buyurdu ki: (Her asrda, her zemânda yaşıyan insanların en iyilerinden, seçilmişlerinden dünyâya getirildim).

 

32.    (Mevâhib-i ledünniyye)de ve Zerkânînin rahmetullahi teâlâ aleyh şerhinde diyor ki, (Abdüllah bin Abbâsın radıyallahü anhümâ bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni, tayyîb, iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayrlısında, en iyisinde bulunurdum) buyuruldu. İslâmiyyetden önce Arabistânda zinâ çok olurdu. Bir kadın, bir kimse ile nice zemân metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. [Kâfirler, şimdi de böyle yapıyorlar.] Âdem aleyhisselâm, öleceği zemân, oğlu Şît aleyhisselâma dedi ki: (Yavrum! Bu alnında parlıyan nûr, son Peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bu nûru, mümin, temiz ve afîf hanımlara teslîm et ve oğluna da böyle vasıyyet et!). Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasıyyet etdi. Hepsi, bu vasıyyeti yerine getirip, en asîl, en kibâr kız ile evlendi. Nûr, temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek, sâhibine yetişdi). Allahü teâlâ, Tevbe sûresinde, kâfirlerin necs, pis olduğunu bildiriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, bütün dedelerinin temiz olduğunu bildirdiğine göre, kâfir olan, pis olan Âzerin, bu nûra kavuşmaması, bunun için de İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmaması lâzım gelir. Âzer, İbrâhîm aleyhisselâmın babasıdır demek, yukarıdaki hadîs-i şerîflere inanmamak olur. Molla Câmî rahmetullahi teâlâ aleyh fârisî (Şevâhid-ün-Nübüvve) kitâbında buyuruyor ki, (Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için, Âdem aleyhisselâmın alnında nûr parlıyordu. Bu zerre, hazret-i Havvâya ve ondan da, Şît aleyhisselâma ve böylece, temiz erkeklerden, temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçdi. O nûr da, zerre ile birlikde alınlardan, alınlara geçdi).

 

33.    Kıymetli hadîs âlimlerinden Taberânînin kitâbındaki bir hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, herşeyi yokdan var etdi. Herşey içinden insanları sevdi, kıymetlendirdi. İnsanlar içinden de seçdiklerini Arabistânda yerleşdirdi. Arabistândaki seçilmişler arasından da, beni seçdi. Beni, her zemândaki insanların seçilmişlerinde, en iyilerinde bulundurdu. O hâlde, Arabistânda bana bağlı olanları sevenler, benim için severler. Onlara düşmanlık edenler, bana düşmanlık etmiş olurlar) buyurulmuşdur. Bu hadîs-i şerîf, (Mevâhib-i ledünniyye)nin başında da yazılıdır.

 

34.    Hadîs-i şerîfde, (Ölüleri kötüliyerek, dirileri incitmeyiniz) buyuruldu. Bunu konuşmamak, öğrenmemek insana zarar vermez ve kabrde ve kıyâmetde sorulmıyacakdır). Yine buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâ, Peygamberimize ikrâm ederek, vedâ haccında ana babasını diriltdi. Resûlüne îmân etdiler. Bunu, Kurtubînin ve Muhammed bin Ebû Bekr ibni Nâsır-üd-dînin bildirdikleri sahîh hadîs beyân buyurmakdadır. Benî-İsrâîlin öldürdüğü kimseyi diriltip kâtilini haber vermesi ve Îsâ aleyhisselâmın ve Muhammed aleyhisselâmın düâları ile nice mevtâları diriltmesi de böyle ikrâm idi. (Cehennemlik olanlar için benden magfiret isteme!) meâlindeki âyetin Resûlullahın mubârek ana ve babası için olduğu sözü doğru değildir. (Müslim)in bildirdiği (Babam ve baban ateşdedirler) hadîs-i şerîfi ictihâd ile söylenmiş idi. Îmânlı oldukları sonradan bildirildi). (Ahvâl-i etfâl-il-müslimîn) kitâbında, Hadîce radıyallahü anhânın iki çocuğu için de böyle buyurmuşdu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi demekdedir. (El müstened)in, otuzüçüncü sahîfesinde, (Âzerin, İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmadığını, amcası olduğunu, imâm-ı Süyûtî isbât etmekdedir. (Babam ve baban Cehennemdedirler) hadîs-i şerîfi, Ebû Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmekdedir) demekde, yüzyetmişbeşinci sahîfesinde, Süyûtîye dil uzatan Alî-yülkârîye vesîkalarla cevâb vermekdedir.

 

35.Envâr-ül-Muhammediyye)de diyor ki, hazret-i Alînin radıyallahü teâlâ anh bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Âdem aleyhisselâmdan babam Abdüllaha gelinceye kadar, hep nikâhlı ana babalardan geldim. Hiçbir babamın nikâhsız, yanî zinâ ile çocuğu olmadı) buyuruldu. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Adnâna kadar olan yirmibir babasının ismini bildirdi ki, şunlardır: Sitemizin anasayfasında butun dedeleri ve muhterem nesl-i pak-i yazılıdır.

36.    Hadîs-i şerîfde, (Ben sizin en iyiniz olduğum gibi, babam da, babalarınızdan dahâ iyidir) buyuruldu.

 

37.    İbni Hibbân, Ebû Şabîden alarak diyor ki, (Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Kıyâmet günü büyük ölçeklerle, bol sevâb kazanmak istiyen kimse, bir meclisden kalkınca Sübhâne rabbike âyet-i kerîmesini okusun!).

 

38.    Hadîs-i şerîfde, (Yeryüzünü küfr kaplamadıkca ve heryerde küfr ve kâfirlik yapılmadıkca, hazret-i Mehdî gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, hazret-i Mehdî çıkmadan evvel, küfr ve kâfirlik her tarafa yayılacak, islâm ve müslimânlar garîb olacakdır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, âhır zemânda, müslimânların garîb olacaklarını haber vermiş ve (Herc, fitne zemânında yapılan ibâdet, [Mekkeden Medîneye] benim yanıma hicret etmek gibidir) buyurmuşdur.

 

39.    Fitnelerin yayıldığı, fesâdların çoğaldığı zemânlar, tevbe ve istiğfâr zemânıdır. Kenâra çekilmeli, fitnelere karışmamalıdır. Fitneler çoğalıyor. Gün geçdikce yayılıyor. Peygamberimiz aleyhi ve alâ âlihis-salâtü vesselâm buyurdu ki, (Kıyâmet yaklaşdıkca, fitneler çoğalır. Gece başlarken karanlığın artması gibi olur. Sabâh evinden mümin olarak çıkan çok kimse akşam kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece safâlarında îmânları gider. Böyle zemânlarda, evinde kapanmak fitneye karışmakdan hayrlıdır. Kenârda kalan, ileri atılandan hayrlıdır. O gün oklarınızı kırınız! Silâhlarınızı, kılınclarınızı bırakınız! Herkesi tatlı dil ile, güler yüzle karşılayınız! Evinizden çıkmayınız!). Müslimânlar bu nasîhatlara uymalı, Mevdûdî ve Seyyid Kutb gibi mezhebsizlerin, sapıkların, din câhillerinin ısyâna teşvîk eden, fitneyi körükliyen zararlı, uydurma tefsîrlerine, kitâblarına aldanmamalıdır. Cihâd, devletin, ordunun, düşmanlarla, kâfirlerle, sapıklarla harb etmesi demekdir. Müslimân devlet olsun, kâfir devlet olsun, âdil olsun, zâlim olsun, kendi devletine ısyân etmeğe, vatandaş kanı dökmeğe, birbirine saldırmağa cihâd denmez. Fitne, fesâd çıkarmak denir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin!) buyurdu. Müslimânlar devlete karşı ısyân etmez. Fitneye, ısyâna karışmaz. Kanûnlara karşı gelmez.

40.    Hep doğru söyleyici aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm, (Kazâ, ancak ve yalnız düâ ile durdurulur) buyurdu. Kılınç, cihâd [ve her çeşid harb vâsıtaları] kazâyı durduramaz. Görülüyorki, düâ ordusunun askerleri, kuvvetsiz ve kırık oldukları hâlde, gazâ ordusunun askerinden dahâ ehemmiyyetlidir. Düâ ordusunun askerleri, gazâ ordusu askerlerinin rûhu gibidir. Gazâ ordusunun askerleri, onların kalıpları, bedenleridir. O hâlde, gazâ ordusunun askeri, düâ ordusu olmadıkca, iş başaramaz. Çünki, rûhsuz bedene hiçbir yardımın ve kuvvetin fâidesi olmaz. Bunun içindir ki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, gazâlarında ve sıkıntılı zemânlarında, muhâcirlerin fakîrleri hürmetine Allahü teâlâdan yardım dilerdi. Askeri, ordusu olduğu hâlde, muhâcirlerin fakîrlerini vesîle ederek düâ ederdi. Düâ ordusunun askeri olan biz fakîrler, boynumuz bükük, herkesin gözünde aşağı ve kalbimiz kırıkdır. Çünki, (Fakîrlik dünyâda ve âhıretde yüz karasıdır) denilmişdir. Böyle aşağı olmakla birlikde, kıymetlenmekde ve iş adamlarından ileri olmakdadır. Hep doğru söyleyici, (Muhbir-i sâdık) aleyhi minessalevâti etemmühâ buyurdu ki, (Kıyâmet günü, şehîdlerin kanını, âlimlerin mürekkebi ile dartarlar. Mürekkeb ağır gelir). Sübhânallâhi ve bi-hamdihi sübhanallah-ül azim ve bi-hamdihi.

Bu hadis-i şerifler Tam ilmihal Se’adet-i Ebediye kitabından alınmıştır.

 

                                                          E Z A N
 
  Bugün 323370 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=